Küreselleşme süreciyle birlikte finansal piyasaların bütünleşmesi, sermaye hareketlerinin
serbestleşmesi ve uluslararası ekonomik ilişkilerin derinleşmesi, ulusal ekonomilerin küresel sistemle daha güçlü
bir etkileşim içerisine girmesine yol açmıştır. Bu durum, ekonomik büyüme açısından önemli fırsatlar sunmakla
birlikte, özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından finansal bağımlılık ve ekonomik kırılganlık risklerini de
artırmıştır. Bu çalışmada, bağımlılık teorisi çerçevesinde küresel finansal kurumların ülke ekonomileri
üzerindeki etkileri incelenmekte ve Türkiye’nin mali bağımlılığı 2001 ekonomik krizi örneği üzerinden analiz
edilmektedir. Çalışmada öncelikle bağımlılık teorisinin temel varsayımları ele alınarak, gelişmekte olan ülkelerin
küresel kapitalist sistem içerisindeki konumu tartışılmıştır. Bu kapsamda, küresel finansal kurumların yalnızca
finansman sağlayan yapılar olmadığı, aynı zamanda ekonomik politika süreçlerini yönlendiren ve bağımlılık
ilişkilerini yeniden üreten aktörler olduğu ortaya konulmuştur. Ardından Türkiye ekonomisinin dış finansmana
dayalı yapısı, dış borçlanma ve yabancı sermaye hareketleri çerçevesinde değerlendirilmiş; bu yapının ekonomik
kırılganlıkları artıran yönleri analiz edilmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında ise 2001 Türkiye ekonomik krizi,
nedenleri, gelişim süreci ve ekonomik-sosyal etkileri bakımından ele alınmıştır. Krizin ortaya çıkışında
bankacılık sektöründeki yapısal sorunlar, yüksek kamu borçlanması, kur ve faiz dengesizlikleri ile siyasi
istikrarsızlığın belirleyici olduğu tespit edilmiştir. Kriz sonrası dönemde uygulanan IMF programları ise farklı
teorik yaklaşımlar çerçevesinde değerlendirilmiş; bu programların kısa vadede ekonomik istikrar sağladığı,
ancak uzun vadede finansal bağımlılık ve sosyal maliyetler açısından tartışmalı sonuçlar doğurduğu sonucuna
ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, Türkiye ekonomisinin küresel finansal sistem içerisinde dış finansmana
bağımlı bir yapı sergilediğini ve bu durumun makroekonomik kırılganlıkları artırdığını göstermektedir. Bu
bağlamda, sürdürülebilir ekonomik büyümenin sağlanabilmesi için finansal bağımlılığı azaltmaya yönelik
politikaların geliştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma, küresel finansal kurumların rolünü
bağımlılık teorisi perspektifinden ele alarak, gelişmekte olan ülkelerde ekonomik istikrar ve bağımsızlık
tartışmalarına katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Bağımlılık Teorisi, Küresel Finansal Kurumlar, Finansal Bağımlılık, Türkiye Ekonomisi,
2001 Ekonomik Krizi, IMF Programları, Makroekonomik Kırılganlıklar
Karanlık turizm; ölüm, trajedi ve acı gibi insanlık tarihine damga vuran olumsuz olaylarla
ilişkilendirilen mekânlara gerçekleştirilen ziyaretleri ifade eden özel bir turizm türüdür. Bu kapsamda savaş
alanları, toplama kampları, doğal afet bölgeleri, müzeler ve trajik olayların yaşandığı diğer alanlar önemli
destinasyonlar arasında yer almaktadır. Söz konusu mekânlar yalnızca tarihsel bilgi sunmakla kalmayıp, aynı
zamanda ziyaretçilere derin, etkileyici ve çoğu zaman unutulmaz duygusal deneyimler yaşatmaktadır. Bu
bağlamda gerçekleştirilen rekreatif faaliyetler; rehberli turlar, anma törenleri, müze gezileri ve tematik
yürüyüşler gibi etkinlikler aracılığıyla ziyaretçilerin destinasyonu algılama biçimlerini ve duygusal tepkilerini
önemli ölçüde şekillendirmektedir. Aynı zamanda bu etkinlikler, bireylerin geçmişle bağ kurmasını
kolaylaştırarak öğrenme süreçlerini desteklemekte ve tarihsel olayların daha anlamlı biçimde kavranmasına
katkı sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, karanlık turizm destinasyonlarında sunulan rekreatif etkinliklerin
turistlerin duygusal deneyimleri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş ve
veri toplama sürecinde literatür taraması tekniğinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda karanlık turizm,
rekreasyon ve turist deneyimi kavramları bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır. Literatür bulguları, karanlık
turizm deneyimlerinin ziyaretçilerde merak, empati, hüzün, korku, saygı ve farkındalık gibi çeşitli duygular
uyandırdığını göstermektedir. Ayrıca bu deneyimlerin yalnızca olumsuz duygularla sınırlı kalmayıp,
ziyaretçilere tarihsel bilinç kazandırdığı, toplumsal hafızayı canlı tuttuğu ve anlamlı turistik deneyimler
oluşturduğu da vurgulanmaktadır. Araştırma sonuçları, karanlık turizm destinasyonlarında sunulan rekreatif
etkinliklerin ziyaretçilerin duygusal bağ kurmasını güçlendirdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle rehberli
anlatımlar, hikayeleştirme teknikleri, dijital uygulamalar ve interaktif sergiler, ziyaretçilerin geçmiş olaylarla
empati kurmasını kolaylaştırmakta ve deneyimin kalıcılığını artırmaktadır. Bunun yanı sıra yoğun duygusal
deneyimlerin, ziyaret sonrası hatırlanabilirlik düzeyini yükselttiği, bireylerin düşünsel sorgulama süreçlerini
tetiklediği ve destinasyonun başkalarına önerilme olasılığını artırdığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, destinasyon
yöneticilerinin etik duyarlılığı gözeten, eğitici, deneyim odaklı ve sürdürülebilir rekreatif faaliyetler
geliştirmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca bu tür faaliyetlerin, ziyaretçilerin kültürel farkındalığını artırarak
toplumsal değerlerin korunmasına da katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Karanlık turizm, Rekreasyon, Turist deneyimi, Duygusal deneyim, Destinasyon yönetimi
Ekim 2019’da Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda ve Basra’nın Saadi Caddesi’nde yükselen Tişrin
Hareketi’nin söylemsel mirası, 2026’nın bölgesel kriziyle birlikte yeni bir biçim kazanmıştır. Hareketin
başlangıçtaki anti-İran vurgusu, ABD-İsrail eksenli müdahalelerin Irak sahasını araçsallaştırması karşısında
egemenlik merkezli bir söyleme dönüşmüştür. Bu çalışma, söz konusu dönüşümü inşacı uluslararası ilişkiler
kuramı çerçevesinde okuyarak yaygın akademik teşhise temelli bir itiraz getirmektedir: Tişrin’in mirası fiilen
sönmemiş, dönüştürülmüştür. Hareketin etkisinin azalmasını yalnızca İran baskısına ya da iç paramiliter
şiddete indirgeyen okumalar, asıl kırılmayı gözden kaçırmaktadır. 3 Ocak 2020’de Kasım Süleymani ile Ebu
Mehdi el-Mühendis’in Bağdat Havalimanı’nda suikaste uğraması ve 28 Şubat 2026’da Ayetullah Hamaney’in
hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan ortak operasyon, Iraklı kamuoyunda tehdit algısının yönünü içsel
yozlaşmadan dışsal müdahale rejimine kaydırmıştır. Aynı sembolik kategorinin dış müdahaleye karşı toprak
savunusu içeriğiyle yeniden doldurulması, kolektif kimliğin söylemsel hiyerarşisini yeniden hizalamasını ifade
etmektedir. Buradan doğan paradoksal sonuç, İran’ın Irak’taki bölgesel pozisyonunun kendi eliyle değil,
Washington ile Tel Aviv’in saha pratikleri aracılığıyla derinleşmiş olmasıdır. Çalışma, Tişrin’i bir başarısızlık
vakası olarak değil, henüz tamamlanmamış bir inşa sürecinin başlangıç anı olarak değerlendirmektedir.
Anahtar Kelimeler: Tişrin Hareketi, Irak Siyaseti, İnşacı Kuram, Egemenlik, ABD-İsrail Müdahalesi.
de yoğun sınav stresi yaşanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, öğrencilerin boş zaman aktivitelerine
katılımlarının sınav stresini azaltmadaki rolünü incelemektir. Araştırmada nitel yöntemlerden derleme
(literatür taraması) kullanılmış; ulusal ve uluslararası literatürde yer alan akademik makaleler, kitaplar ve tezler
çalışmanın anahtar kelimeleri kullanılarak, Google scholar arama motoru üzerinden sistematik biçimde
incelenmiştir. Çalışmalar seçim kriterleri, yöntemleri ve odaklandıkları yıllar açısından karşılaştırılmıştır.
Bulgular, sportif, sanatsal ve sosyal içerikli boş zaman aktivitelerinin öğrencilerin stres düzeyini azalttığını,
sosyal destek algısını güçlendirdiğini ve psikolojik dayanıklılığı artırdığını göstermektedir. Bununla birlikte
aşırı boş zaman kullanımının akademik performansı olumsuz etkileyebileceği de ortaya konmuştur. Sonuç
olarak, öğrencilerin sınav hazırlık sürecinde boş zaman aktivitelerine dengeli şekilde katılmaları, sınav stresini
azaltmada önemli bir strateji olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, Türkiye’de üniversite sınavına
hazırlanan öğrenciler bağlamında boş zaman aktivitelerinin sınav stresi üzerindeki etkisini kavramsal
çerçevede ortaya koyarak literatüre özgün katkı sağlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Sınav stresi, Boş zaman aktiviteleri, Rekreasyon, Üniversite sınavı, Öğrenci
Günümüzde, yapay zekanın habercilik alanında yer bulması ile birlikte yapay zekâ gazeteciliği ya da
habercilikte yapay zeka gibi nitelendirmelerle konu kavramsal olarak çeşitli çalışmalarda ele alınmaya başlamıştır.
Yapay zekâ gazeteciliğinin belirli başlıklara ayrılarak çeşitli açılardan incelenmesi, bilimsel zeminde temel
oluşturması açısından faydalı olacağından bu araştırma, yapay zekâ gazeteciliğini boyutsal açıdan incelemeyi
amaçlamıştır. Konuyla ilgili pek çok araştırma ve çeşitli türdeki bilimsel kaynaklar incelenerek boyutsal bakış
sağlamak amacıyla doküman inceleme tekniği ile kategorik yaklaşım benimsenmiştir. Böylece, yapay zekâ
gazeteciliğinin şu başlıklar altında incelenmesine karar verilmiştir: (1) Yapay Zekâ Gazeteciliğinin Tanımlanması,
(2) Avantajlar ve Tehditler Boyutuyla Yapay Zekâ Gazeteciliği, (3) Yapay Zekâ Gazeteciliğinde Etik ve
Düzenlemeler, (4) Dijital Bilgi Akışı, Habercilik ve Dezenformasyon. Yapılan incelemeler sonucunda, yapay zeka
gazeteciliğinin çok boyutlu bir yapısının olduğu, daha geniş açıdan incelenebileceği ve dinamik bir alan olarak ele
alınarak yeni boyutlarında eklenebileceği anlaşılmıştır. Araştırma sonunda, gelecekte yapılacak yeni çalışmalarda
önerilen boyutların dahil edildiği ve gazetecilik eğitiminde ve pratikte kullanılabilir modellerin geliştirilmesinin
faydalı olacağı sonucuna varılmıştır.